Beni eskiden beri izleyen okurlar bilir: 'Çağımızın en büyük sorunlarından biri anlam sorunudur' derim sık sık. Kestirmeden söylersek, dünyayı, birbirimizi anlayışımızda sorunlar var. Bu sorunların yol açtığı en ağır sonuçlar, kendini savaşlarda, sürüp giden cinayetlerde, zulümde, dünyanın bir cehenneme dönüşmesinde gösteriyor. Elbette birbirimizi dost ya da düşman görmemizde, birbirimize yüklediğimiz anlamları belirleyici ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel koşullar vardır. Bu koşulların anlaşılmasının, olumsuzluklarının giderilmesinin gerekliliğinin yanında, yüklediğimiz anlamların sorgulanmasının kaçınılmazlığını söyler dururum.
Değerler, anlam dünyamızın önemli bir parçası. Onlarla yaşıyoruz. Yapıp ettiklerimize 'güzel', 'çirkin', 'doğru', 'yanlış', 'iyi', 'kötü' diyoruz. Değerlere göre yaşamaya çalışanlarımız var. Değerleri değil de, günlük hesapları doğrultusunda çıkarları yaşayanlarımız, çıkar odaklı yaşayanlarımız galiba çoğunlukta. 'Hangi değerlere göre yaşıyorum?' sorusu hayatımızın en can alıcı sorusu değil mi? Bu soruya şöyle yanıtlar verenler sizce çok sayıda mıdır: 'Ne değeri kardeşim? Çıkarım nerede ise ona göre yaşarım. Devir o devir, çıkarını kollayıp, fırsatlardan yararlanarak, köşeyi dönmeye bakacaksın. Gerçek olan hayattır; 'değer' dediğimiz şey, 'idealist' düşünürlerin uydurduğu, bizi gerçekçilikten uzaklaştıran bir kavramdır'? Ya şu yanıta ne dersiniz: 'Ben annemin babamın öğrettiği değerlerle yaşarım'?
Ya da: 'Özgürlük, eşitlik, bağımsızlık, kardeşlik, sevgi en yüksek değerlerimdir'? Galiba en düşündürücü yanıtlardan biri de şu olabilir: 'Bu soru saçma. Duruma bakarız. Duruma göre değerleri uydururuz. Biz değerlere göre yaşamayız, değerler bize göre yaşar: Örneğin insanları tutsak mı edeceğiz, size özgürlük getirdik deriz. İşimize gelen her değeri işimize geldiği gibi kullanırız.'
Türkiye'de şu anda kültürümüzün en temel kavramı olan adaletin çekiştirildiğini görmekteyiz: En azından iki anlamıyla: İstediğimiz yöne doğru çekiyoruz bu kavramı, arkasından da konuşup duruyoruz. Adaletin bir değer olduğunu unutuyoruz. Değer yaşayamıyoruz. Adalet, günlük hesaplarımızdan bağımsız, bu gezegende insanın binlerce yıllık nice çilelerle dolu geçmiş deneyimlerinden süzüp ulaştığı bir değer. Duygu olarak biz insanlarda çocukluğumuzdan beri bulunur. Haksızlığa uğrayan çocuk hemen gösterir ya da göstermeye çalışır tepkisini. Bu değer neredeyse, biraz abartılı biraz benzetmeli bir anlatımla, 'genlerimize işlemiş'tir.
Bu değeri anlamak, duymak; duyarak anlamak, anlayarak duymak yerine, onu kendi amaçlarımıza, dünya görüşlerimize, inançlarımıza uydurmaya çalışıyoruz. Nasıl yapıyoruz bunu? Hukuku kullanarak. Hukuku kullanarak, adaleti kullanıyoruz. Değerleri kullanıyoruz, birer araç gibi, amacımıza giden yolda. Hukuk yüce değerleri çekiştirmek için bir meşrulaştırma aracı oluyor. Tüylerimizi diken diken eden bir gerçekle karşı karşıyayız: Ne yaparsak yapalım hukuka uygun oluyor ve adalet yerine geliyor. (Ya da tersi: Ne yaparsak yapalım adalet yerini bulmuyor!) Adalet, biz istediğimizde yerine geliyor, istediğimiz doğrultuda, istediğimiz biçimde. İstemediğimiz bir yargı kararı karşısında, adaletin yerine getirilmediğini düşünüyoruz. Keyfimize, çıkarımıza göre böylesi adalet anlayışı, yüzyıllar öncesinde bu konuyu ince ince tartışmış Platon'u mezarından kaldırırdı. Bizim kültürümüzün nice bilgesi, adaletin keyfiliğinin yaşanabildiği ülkemizin bu haline kahrolurlardı.
Değer yaşamayı bilmeyen bir kültürün yaşam gücü olamaz. Herkes şu ya da bu biçimde değerlerle yaşıyor, oysa değerleri yaşayanlarımız pek az. Adalet, en yüksek değerlerimizden biri olarak ona ulaşılmaya çabalanan bir yolculuğa katlanarak yaşanmıyor. Adalet, yaptıklarımızı, toplum içinde geçerli kılmak için kullandığımız bir etiket oluyor. Adaleti bir değer olarak yaşayıp, uygulamaya çabalamak yerine, 'bak ben usulüne uygun davranıyorum' havasını vermek için, eylemlerimize yapıştırdığımız bir yafta olarak kullanıyoruz.
Bir toplumun siyasal yaşamında ağır sorunlar varsa, toplumsal, ekonomik koşulların yanında o yaşamın içindeki insanların özel yaşamlarına bakmak gerek: Hangisi sevgilisini bir değer olarak yaşıyor? Hangisi dostluk, sevgi, güven gibi değerleri, insan insana ilişkilerinde yaşıyabiliyor?
Adaleti böylesine maskaralaştırdığımıza göre, özel yaşamlarımızda, kendi iç dünyalarımızı yaşayışımızda ne gibi günahlar işliyoruz, ne gibi yanlışlar yapıyoruz dersiniz?
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.